İBB iddianamesi: Gazetecilere yöneltilen suçlamalar neler?

“`html

İBB İddianamesi: Gazetecilere Yönelik Suçlamalar Neler?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dair yürütülen yolsuzluk soruşturması, çeşitli meslek gruplarının yanı sıra gazetecileri de hedef alıyor. Gazeteciler, aleyhlerinde mevcut tek bir somut delil olmaksızın ciddi suçlamalarla yargı sürecine girmeye hazırlanıyorlar.


Yazar Canan Coşkun
Canan Coşkun

28.11.2025

19 Mart’ta başlatılan soruşturma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı yapılan operasyonlar çerçevesinde hızla gazetecilere de yöneldi. İddianamenin medyaya sızdırılmasından kısa bir süre önce, “gözaltı” şeklinde tanımlanmayan ancak gözaltı prosedürleri uygulanarak yapılan bir operasyonla, gazeteciler ifadeye çağrıldı. Bu süreçte, kendilerine gizli tanıklar tarafından yönlendirilen spekülasyon dolu suçlamalar aktarıldı.

İBB soruşturmasına dâhil edilmelerine dair ilk sinyaller, 19 Mart’tan sadece iki gün sonra meydana geldi. 21 Mart 2025 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde “Gizli tanık, Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği gazetecileri açıkladı” başlıklı bir haber, gazetecilere yöneltilecek suçlamaların öncüsü oldu.

İddianamede “Meşe” rumuzlu gizli tanığın iddialarına dayanan bu haberde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun basın danışmanı Murat Ongun’un bazı gazetecileri mali olarak desteklediği iddia ediliyordu. Meşe’nin açıklamalarına göre, paraların gazetecilere Emrah Bağdatlı isimli şahıs tarafından teslim edildiği öne sürülüyordu:

“Murat Ongun sürekli olarak bazı gazetecilere finansman sağlamaktadır. Bu gazetecilere para teslimini Emrah yapar. Bahar Feyzan, İsmail Saymaz, Yavuz Oğhan ve birçok kişi ve kurum bu çerçevede desteklenmektedir.”

Meşe’nin belirttiği isimlerden bir tanesi olan İsmail Saymaz, aynı gün gözaltına alındı. Bu durum, ilk etapta kamuoyunda Saymaz’ın İBB soruşturması kapsamında gözaltına alındığı izlenimini yarattı. Fakat sonrasında, Saymaz’ın Gezi Parkı’na ilişkin sosyal medya paylaşımları nedeniyle ifade vermeye çağrıldığı öğrenildi. Ev hapsine alınmasına rağmen, uzun süre boyunca sosyal medyadan uzakta durması dikkat çekti.

Gazetecilere yönelik suçlamaların etkisi, iddianamedeki delillerin zayıflamasıyla birlikte azalmıştı. Ancak, gazetecilere yönelik yeni bir iddianın ortaya çıkması durumu değiştirdi.

6 Kasım sabahında, bazı gazetecilerin gizli tanık beyanlarına dayanarak emniyete götürüldüğü bilgisi medyada yer aldı. Savcılık, bu durumu bir gözaltı işlemi olarak nitelendirmedi. Ancak gazeteciler, polisin nezaretinde zorla emniyete ulaştırıldılar ve ifadelerinin alınmasının ardından telefon ve bilgisayarlarına el konuldu.

Bu süreçte ifade veren Ruşen Çakır, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan, Soner Yalçın ve Batuhan Çolak hakkında savcılık, eylemin İBB soruşturması kapsamında gerçekleştirildiğini ve gazetecilere “yanlış bilgi yayma” ve “suç örgütüne yardım etme” suçlamalarının yöneltildiğini açıkladı. Gazeteciler, ifadeleri alındıktan sonra yurtdışına çıkış yasağıyla serbest bırakıldılar.

Gazeteciliğin Kriminalize Edilmesi

İfade veren gazetecilerden Ruşen Çakır, iddianamede geçen finansman suçlaması dışında, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Medyascope’ta yaptığı bir yayında kendisine yöneltilen soruları da gündeme getirdi. Yayında, İmamoğlu’nun tutuklanmasından sonra Silivri Cezaevi’ni bir seçim merkezi haline getirdiğini açıkladı.

Aynı şekilde, Soner Yalçın’ın Nefes gazetesinde yayımlanan “Koray ile Lal” adlı yazısı da suçlama konusu oldu. Bu yazıda, Murat Ongun’un eşinin gözaltına alınmasından sonra çocuklarının yaşadıkları üzerinden değerlendirmede bulunuluyordu.

Ruşen Çakır’ın aktardığına göre, İBB’den bir yetkili, şüphelilerin haberleşme kayıtlarının karşılaştırılması gibi ifadeler yöneltti. Gizli bir toplantının varlığına dair izlenim yaratılmak istense de, Çakır bunun sıradan bir durum olduğunu savundu.

Yerel basına yansıyan haberlere göre, iddianame 11 Kasım’da tamamlandı. Savcılığın geleneksel uygulamaları arasında yer alan, iddianamenin iktidara yakın medya organlarıyla paylaşılması yoluyla kamuya sızdırılması, soruşturmanın kapsamını gözler önüne serdi.

Gazetecilerin İBB iddianamesindeki suçlamaları ise, özellikle “Eylem 19” adı verilen bölümde yoğunlaşmakta. Bu kapsamda 16 kişi suçlanıyor ve isimleri şunlardır: Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Emrah Bağdatlı, Hasan Erkan Kabakçı, Mesut Taşkın, Mahir Gün, Tuğba Koçak, Utku Doğruyol, Kazım Eren Sönmez, Mustafa Sezer Yerli, Alican Ayvataş, Şükrü Fındık, Hüseyin Soner Yalçın, Şaban Sevinç, Yavuz Oğhan ve Ruşen Çakır.

Suçlamalara maruz kalan birçok kişi, sosyal medya hesaplarının finansmanıyla ilgili iddialarla hedef alındı. Ancak ben, şu an gazetecilere yönelik suçlamalar üzerine yoğunlaşacağım.

Gazetecilere yöneltilen suçlamalar, Türk Ceza Kanunu’nun 220/7 ve 217/A maddelerini kapsamaktadır. Bu suçlamalara dayanak olarak ise “şüpheli araştırma raporları”, “gizli ifadeler” ve “açık kaynak çalışmaları” gösterilmektedir. İddianamenin en ilginç yönü, bir gazetecinin savunma amacıyla verdiği ifadenin bile kendi aleyhine delil olarak gösterilmesidir.

Gizli Tanıkların İfadeleri ve HTS Kayıtları

Gazetecilere yönelik suçlamaların temel dayanağı, yine gizli tanık beyanlarıdır. Önceden yayımlanan haberlerde, gizli tanık Meşe’nin ifadeleri kamuoyuna açıklanmıştı. Ancak, uzunca bir süredir dosyaya dâhil edilen yeni gizli tanıklar “İlke” ve “Çınar”, iddianamede yer almaktadır.

Gizli tanık Çınar, İBB davasında sanık konumundaki reklamcılardan paraların dağıtılmasında rol aldığını ve bunların bazı medya organlarına ulaştırıldığını iddia etti. Ancak beyanlarında, kimin neyi nasıl gerçekleştirdiğine dair net bir bilgi yok.

İlke adlı gizli tanık ise, Ongun’un İmamoğlu’nun medya ilişkilerinin yanı sıra, finansal transferleri de yönettiğini iddia ediyor. Tanığın açıklamalarında, Murat Ongun’un gazetecilere yönelik sürekli destek sağladığı öne sürülmektedir.

Ancak, bu iddiaları destekleyen banka kayıtları ya da somut deliller sunulmamaktadır. Ayrıca, HTS kayıtlarının yalnızca mesleki iletişimleri kapsadığı öne sürülmektedir. Örneğin, Soner Yalçın, Emrah Bağdatlı’yla yaptığı görüşmelerin sınırlı olduğunu belirtmekte, derin bir ilişkisi olmadığını savunmaktadır.

Gazetecilerin Savunmaları

İddianamede isimleri bulunan gazeteciler, suçlamalara yanıt verirken şu şekilde ifade ettiler:

> Ruşen Çakır: “Murat Ongun’u gazetecilik faaliyettiği dönemden tanıyorum. Ancak Emrah Bağdatlı’yı tanımıyorum. Bu kişiyle hiçbir maddi ilişkim yoktur.”

> Yavuz Oğhan: “Emrah Bağdatlı’yı tanımıyorum, onunla hiçbir görüşmem olmadı. Murat Ongun ise eski meslektaşımdır ama finansman ilişkimiz yok.”

> Soner Yalçın: “Emrah Bağdatlı ile sadece trafik organizasyonlarıyla ilgili iletişimlerim oldu. Hiçbir surette para alışverişi olmadı.”

> Şaban Sevinç: “Murat Ongun ile gazetecilik faaliyeti çerçevesinde gördüğüm kadarıyla iletişim kurdum. Emrah Bağdatlı’dan para almak gibi bir durum söz konusu olamaz.”

Suçlama Kriterleri ve Mesleğin Doğası

Savcılık, soruşturmanın kamuoyunda “siyasi operasyon” olarak değerlendirildiğini belirterek, gazetecilik faaliyetine dair suçlamaların mesleğin temel doğasıyla bağdaşmadığını savunmaktadır. Ancak, gazetecilerin tüm bu derin suçlamalara itirazları sürüyor. İddianamede, herkesin demokratik bir ülke içerisinde ifade özgürlüğü hakkı olduğunu hatırlatmaları dikkat çekiyor.

İddianamede yer alan gazetecilerin haberlerinin “örgütün çıkarları doğrultusunda” kullanıldığına dair hiçbir somut veri bulunmamakta. Ancak, gazetecilik faaliyetlerinin içeriklerinin ve yayımlandıkları dönem itibarıyla suçlama konusu haline getirildiği görülüyor. Bu bağlamda, savcılığın, gazetecilere yönelttiği ağır suçlamaların altındaki gizli tanık ifadelerinin ne denli sorgulanır olduğunu gözler önüne seriyor.

 

 

Etiketler: basın özgürlüğü, İBB iddianamesi, ruşen çakır, Şaban Sevinç, Soner Yalçın, Yavuz Oğhan

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir