Davos’tan Münih’e: Odadaki fil

“`html

Dünya, karmaşık bir süreçten geçerken mevcut hegemonya yeniden şekilleniyor. Bu durum, insanlığın iklim krizine karşı mücadele etmesi beklenirken, kapitalizmin getirdiği sorunlarla boğuşmasına yol açıyor. Krizin sorumlusunun doğa ve halklar olmadığı hafızalardayken, güçsüz olanın yükü sırtlanması gereken bir fatura çıkarılması dikkat çekiyor. Son yıllarda ticaret savaşları, askeri yığınaklar ve popülist yönetimlerin etkisiyle dünya, birçok insan için daha da güvencesiz bir hale gelmiş durumda. Ancak bu süreçte, büyük devletlerin yalnızca “ulusal çıkar” düşüncesiyle hareket ettiği görülüyor.

İnsanlık bu belirsizlikten savrulurken, belki de dikkate değer tek durum, hegemonya sahiplerinin samimiyetidir. Bağlayıcı kurallar ve güçlü kurumlar çağında, imza attıkları eylemleri gerekçelendirmeye bir ihtiyaç duymamaları dikkat çekici. 2025 yılı, insanlığın yön arayışına girdiği sancılı bir dönem oldu. Avrupa ve Hint-Pasifik bölgeleri bu sancılı belirsizlikten etkilenirken, 2026 yılında küresel ekonomik sistemin bu belirsizlikten kurtulma arayışı içinde olduğu açık. Bu nedenle, 19-23 Ocak tarihleri arasında gerçekleşen Davos zirvesinde, “menüde olma” kaygısının gölgesinde, 13-15 Şubat tarihli Münih Güvenlik Konferansı’nda “masada olma” tercihi önem kazandı.

Münih “çökmekte”

Washington Post’a göre Davos zirvesinin dikkat çeken ismi, Kanada Başbakanı Mark Carney oldu. Carney, “Bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun içindeyiz” diyerek güçlülerin birbirlerine karşı dürüst olmasının önemini vurguladı ve “masada olmayanların menüde olacağı” ikazında bulundu. Carney’in belirttiği gibi, mevcut kurala dayalı uluslararası düzenin çöküşü üzerine daha adil bir sistem kurulması mümkün. Ancak bu sistemin yoksul bölgeleri kapsamadığı ise herkesçe malum. Zira “daha güçlü” olarak hedeflenen, yine Batı ülkeleri iken, “daha adil” olarak istenen düzen de haliyle kapitalizmin ekonomik eşitsizliği üzerine kurulu.

Münih Güvenlik Konferansı, dünya üzerindeki gidişatı anlamak açısından önemli tartışma platformlarına ev sahipliği yaptı. Konferansın teması “Çökmekte” iken sahnede yer alan devasa fil, yer altındaki büyük bir sorunu simgeliyor olabilir. “Odasındaki büyük sorunu görmezden gelmek” tabiriyle ifade etmek gerekirse, bu metafor oldukça anlamlıydı. 2026 yılına ait raporda, ABD Başkanı Trump’ın dünya siyasetinde yok sayılan bir sorun olarak tanımlandığı öne sürüldü.

Avrupa’nın kaygıları artıyor

Yıllık raporda Trump’ın, Beyaz Saray’ın belli kısımlarını yeniden düzenlemek üzere buldozerlerle yıkılması sembolik bir anlam ifade ediyor. Bu tür bir siyasilik, yerine daha iyisini inşa edebilmek adına zaruri olduğu düşüncesini benimsiyor. Böylece ABD’nin ulusal çıkarlarının, mevcut düzene büyük reformlarla korunun zarar göreceği varsayımı yaygınlık kazanıyor. Trump’ın son Davos konuşması, Ukrayna-Rusya çatışmasındaki durumu da etkileyerek, küresel müttefiklerle ilişkilere dair yeniden düşünmeyi zorunlu kıldı.

Bu süreçte en fazla kaygı duyanlar, Avrupa Birliği’ne bağlı ülkeler oldu. Zira transatlantik işbirliği güç durumla karşı karşıya. ABD’nin Avrupa ülkelerini Rusya karşısında disipline etmesi bugüne dek başarılı oldu. Ancak, ABD’nin NATO’dan çekilme olasılığı, Avrupa’nın güvenlik harcamalarını yükseltme ihtiyacını doğurdu. Olayların bu gidişatı, AB’nin demokrasi ve refah vizyonunu adeta tehlikeye sokmuş durumda. 2025 Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Avrupa’nın demokrasi konusundaki tutarsızlıklarını dile getirerek Avrupa’da ciddi bir sorun olduğuna dikkat çekti.

Eski düzenin çöküşü

Vance’ın konuşmasından sonra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun kontenjanı da dikkat çekti. Rubio, “Yeni dünya gitti” diyerek, Avrupa’nın yeni rollerinin ne olacağına dair konuşacaklarını açıkladı. Bu duygu, Avrupalı liderlerin endişelerini biraz olsun hafifletti. “Kaderimiz ortak” ve “daima Avrupa’nın çocuğu olacağız” söylemleri alkış aldı. Ancak Rubio’nun mesajı açık: “Sizi terk etmeyeceğiz, ama siz de güçlü olmalısınız.”

Münih’te Almanya Şansöyleği Friedrich Merz, uluslararası hukukun artık geçerli olmadığını vurguladı. Japonya’nın belirttiğine göre, günümüzde “belirsizlikler çağı” yaşanmaktadır. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ise, Avrupa’nın masada olması gerektiğini belirterek, siyasi diyaloğun önemine dikkat çekti. Böyle bir konteks içinde demokratik değerlerin, hukuk ilkelerinin ve iklim sorunlarının gündeme gelmesi pek mümkün görünmemekte. ABD’nin uluslararası gündemi kontrol ettiği bir ortamda, tartışmaların odağı giderek daralmaktadır. Münih’te, eski dünya fikri hüküm sürerken, yerine gelecek olan yapının profili ise henüz netlik kazanamamıştır.

Kürtlerin varlığı

Eski ve yeni dünya arayışında Münih’i önemli kılan bir gelişme, Kürtlerin katılımıydı. Devlet dışı aktörlerin genelde dışlandığı bir düzende, Kürtler dünya çapında görünür olmayı başardılar. Irak Kürdistan Bölgesi ve Rojava’dan gelen Kürt heyetleri, bu durumu somutlaştırdı. ABD’nin Dışişleri Bakanı Rubio ve diğer ülkelerin temsilcileriyle yapılan görüşmeler, bu durumun uzun vadeli sonuçları olacağını gösteriyor. Bugün, Kürtlerin kabul görmesi, kadın özgürlüğü, toplumsal çeşitlilik gibi değerlere dayanan bir radikal demokrasi anlayışının neticesidir.

Rojava ve Türkiye’de çözüm odaklı bir yaklaşımla hareket etmek, Kürtlerin müzakere masasında yer almasını sağladı. Çözüm süreci ve barış adına yürütülen girişimler, muhalefetin odak noktası haline geldi. 1945 sonrası kurulan feodalizmi andıran uluslararası sistemde, Kürtlerin varlığı gün yüzüne çıkıyor. Yeni düzenin tartışılmasının, Kürtlerin “varlık sorunu” yaşamayacağı bir fazda gelişmesi önemlidir. Herkesin ne istediğini anlaması ve birliğini sağlaması gerekmektedir. Sancılı bir belirsizlik dönemindeyken, her türlü karmaşaya hazırlıklı olunması elzemdir.

Sonuç olarak, herkesin kendi kaderini belirlemek zorunda olduğu bir dönemle karşı karşıyayız. Dönemin ruhu, diyalog ve müzakere odaklı olmalıdır; en kötü senaryolar dahi masa kurulmadıkça hatalı değerlendirilmiş olacaktır. Zalim iyimserlik düşüncesiyle hareket edenlerin güç kullanarak çözüm bulma çabaları geçerliliğini kaybetmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’deki siyasetçilerin temel sorunlar, özellikle de Kürt meselesi konusunda bir masa etrafında toplanarak çözüm yolları araması hayati bir öneme sahiptir.

(İG/AB)

“`

Author: cem davran