LİSTAG ve İzmir Aile Grubu: Şiddeti normalleştirmeyeceğiz

“`html

LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG) ve İzmir Aile Grubu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleri ve hak odaklı sivil toplum kuruluşlarıyla bir dizi önemli görüşme gerçekleştirdi. Aileler, bu görüşmelerin ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi.


tabii’den ayrımcı belgesel: Gökkuşağı Faşizmi

Tabii’den Ayrımcı Belgesel: Gökkuşağı Faşizmi

14 Ocak 2026

Açıklamayı LİSTAG Koordinatörü Neşe Tamer duyurdu. Tamer, LGBTİ+ çocukları olan aileler olarak, çocuklarının yaşamlarına yönelik şiddetin sürekli arttığını vurguladı.

Şiddetin sadece sokakta meydana gelmediğine dikkat çeken Tamer, cezaevleri, gözaltı araçları, adliyeler, okul yolları ve evlerin de bu tür şiddetin alanları haline geldiğini ifade etti. Bu tür insan hakları ihlallerinin genellikle görünmez kılındığına da değindi.

Toplantıda, cezaevlerinde bulunan trans mahpusların şüpheli ölümlerle yaşamlarını yitirdiği belirtildi. Aileler, bu ölümler sonrası etkili ve şeffaf soruşturmaların yapılmadığını vurgulayarak, devletin gözetime tabi bireylerin yaşamlarını koruma sorumluluğu olduğunu hatırlattı. “Devletin koruması altındaki çocuklarımız neden ölüyor?” diye haykıran aileler, yaşam hakkının güvence altına alınmasını talep etti.

LİSTAG ve İzmir Aile Grubu, Onur Yürüyüşleri ve barışçıl gösterilerin sırasında LGBTİ+’ların keyfi bir şekilde gözaltına alındığını, uzun süre özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını ve kötü muameleye maruz kaldıklarını da dile getirdiler.

Açıklamada, bu tehdit ortamının LGBTİ+ intihar oranlarını artırdığına da vurgu yapıldı. Neşe Tamer, “Bir çocuğun yaşamdan vazgeçmesi sadece bireysel bir durum değil; toplumsal bir sorumluluktur.” diyerek durumu tanımladı.

“Dışlayıcı Dilin Bir Örneği: “Gökkuşağı Faşizmi”

Açıklamanın detayları şöyle:

Bizler, LİSTAG LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ile İzmir Aile Grubu olarak, LGBTİ+ çocukları olan aileyiz.

Artan şiddet, ayrımcılık ve yaşam hakkı ihlallerine karşı TBMM’de Milletvekilleri ve Hak Temelli Örgütlerle görüşmeler yaptık. Bugün burada yaşam hakkı ihlallerinin sistematik hale gelmesine karşı bir ses yükseltmek üzere toplandık.

Çocuklarımızın yaşamlarına etki eden şiddetin giderek arttığını gözlemliyoruz. Bu durum, sokaklar dışında cezaevlerinde, gözaltı araçlarında, adliyelerde ve evlerin içinde de karşımıza çıkıyor ve çoğu zaman görünmez oluyor.

Cezaevlerinde tutulan trans bireylerin şüpheli ölümleri ve insan onuruna aykırı koşullarda tutulmalarıyla ilgili endişelerimiz var. Çocuklarımız devletin gözetimi altındayken yaşamlarının sona ermesi hakkında sorular soruyoruz.

Onur yürüyüşleri ve barışçıl gösterilerde çocuklarımızın keyfi olarak gözaltına alındığını ve uzun süre hürriyetlerinden mahrum bırakıldığını gözlemliyoruz.

Bizler çocuklarımızı onurlu ve ayrımcılıktan uzak bir yaşam sürmeleri için büyüttük. Ancak yaşam alanları daraltılan LGBTİ+ bireyleri yalnızlaştırıyor ve hedef haline getiriyor.

Bu sürekli kuşatma hali, LGBTİ+ intihar oranlarında kaygı verici bir artışa sebep oluyor. Bir çocuğun yaşamdan vazgeçmesi sadece birey olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk taşır.

2025 yılı “Aile Yılı” olarak belirlendiği zaman, bunun çocuklarımızın güvenliği ve ailelerin desteklenmesi için bir fırsat olacağını düşünmüştük. Ancak bağımsız sivil toplum kuruluşlarının verileri durumu ciddi şekilde ortaya koyuyor.

Bağımsız kadın örgütlerinin paylaştığı verilere göre, 2025 yılı içerisinde çok sayıda kadın ve erkek, şiddet yüzünden hayatını kaybetmiştir ve pek çok çocuk cinsel istismar ya da şiddet sonucu yaşamını yitirmiştir. Uzmanlar, çocuk ve gençlerdeki intihar vakalarındaki artışa dikkat çekmektedir.

Bu veriler açık bir şekilde şunu gösteriyor:

“Aile Yılı” ilan edilmesi, kadınlar ve çocuklar için güvenli yaşam alanları oluşturmayı başaramamış, şiddet ve hak ihlalleri görülmez hale getirilmiştir. Biz anne ve babalar, çocuklarımızın yaşam hakkının istatistiklere sıkıştırılmasını kabul etmiyoruz.

Bu dışlayıcı dilin somut örneği, kamu yayıncılığı sorumluluğu taşıyan TRT’nin dijital platformu tabiide yayınlanacak olan “Gökkuşağı Faşizmi” belgeselidir.

Belgeselin tanıtımında LGBTİ+ bireyleri, çocuklar ve aileler tehdit unsurları gibi gösterilmiş, gökkuşağı metaforu kullanılarak korku ve düşmanlık aşılayan bir anlatı oluşturulmuştur.

Biz, LGBTİ+ aileleriyiz.
Vergilerimizi, çocuklarımızın ayrımcılığa uğramadığı, nefret söylemlerine maruz kalmadığı ve yaşam hakkının korunduğu bir toplumda hayat sürmeleri için ödüyoruz.
Bizim vergilerimizle, devlet ayrımcılığı ve düşmanlığı teşvik edemez.

Kamu yayıncılığı, korku üretmek yerine, eşit yurttaşlığı, insan onurunu ve yaşam hakkını korumakla yükümlüdür.

Bu zihniyeti ve bu kuşatmayı kabul etmiyoruz. Çocuklarımızın varoluşunu tehdit olarak gösteren hiçbir dile boyun eğmeyeceğiz. Bugünden itibaren, bu zihniyete karşı her alanda mücadele edeceğiz.

  • Şiddeti normalleştirmeyeceğiz.
  • Ayrımcılığı ve nefret diline karşı duracağız.
  • Çocuklarımızın yaşam hakkını koruyacağız.

Devleti, tüm düzeyleriyle birlikte yaşam hakkını korumaya, ayrımcılığı önlemeye, nefret söylemiyle mücadele etmeye, işkence ve kötü muameleyi sona erdirmeye ve eşit yurttaşlık ilkesini hayata geçirmeye çağırıyoruz.

Bu, evlatlarını korumaya çalışan ailelerin kararlı sesidir.

Biz bu mücadeleyi sürdürmeyi, çocuklarımızın yaşam hakkını, güvenliğini ve onurunu her koşulda korumayı taahhüt ediyoruz,

Çocuklarımız için.
Yaşam için.
Hepimiz için.

LİSTAG – LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği ve İzmir Aile Grubu “

(EMK)

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir