Dönüşümün zayıf halkası: Avrupa nadir toprak elementlerinde dışa bağımlı | Euronews

“`html

Avrupa Komisyonu’nun 2024 verilerine göre, Avrupa Birliği, elektrikli araçlar, modern teknolojiler ve savunma sistemleri için kritik bir öneme sahip nadir toprak elementlerinin %95’ini yurtdışından temin ediyor. Geri dönüşüm oranlarının %1’in altında kalması, AB’nin 2030 hedeflerine ulaşmasının mevcut koşullarda oldukça güç olduğu belirtiliyor.

Bu durum, Avrupa’nın çevre dostu dönüşümü desteklemesi beklenen teknolojilerin büyük oranda başka ülkelere bağımlı olduğunu ön plana çıkarıyor. Özellikle Çin ve Rusya gibi ülkelerle olan bu bağımlılık, Avrupa Birliği’ni ciddi bir kırılganlıkla baş başa bırakıyor.

Küresel rakipler, tedarik zincirleri üzerindeki etkinliklerini artırırken, Avrupa nadir topraklara erişim konusunda geride kalmış durumda. Ancak AB politika yapıcıları, mevcut durumun çaresiz olmadığını, zayıf bir başlangıç noktası ve olumsuz reform süreçlerine rağmen daha bağımsız bir yapı kurmayı ve temiz enerji dönüşümünde liderlik hedeflerini sürdürmeyi öngörüyorlar.

Nadir Toprak Elementleri Nedir ve Neden Bu Kadar Öneme Sahip?

Nadir toprak elementleri; 15 lantanit elementi ile birlikte skandiyum ve itriyum olmak üzere toplamda 17 metalik elementten oluşmaktadır.

Bu elementler, temiz enerji ve ileri teknoloji üretiminde vazgeçilmez olan özel fiziksel ve kimyasal özelliklere sahiptir.

Nadir toprak elementleri, adından da anlaşılacağı gibi sınırlı coğrafi alanlarda bulunur ve çıkarma ile işlenme süreçleri oldukça karmaşıktır. Dünya genelinde nadir toprak yatakları az sayıda yerleşim alanında mevcuttur; örneğin Grönland, son zamanlarda bu sebepten jeopolitik bir ilgi odağı haline gelmiştir.

Bu elementler, yüksek performanslı teknolojilerin geliştirilmesinde kritik öneme sahip olan güçlü manyetik ve kimyasal olarak reaktif özelliklere sahiptir.

Temiz enerji alanında, elektrikli araçlarda kullanılan nadir toprak mıknatısları araçların daha hafif, güçlü ve verimli olmasını sağlar. Rüzgar türbinleri, bu mıknatıslar sayesinde her döngüde daha fazla enerji üretilebilir. Ayrıca, yüksek verimli jeneratörler, güç elektroniği ve şebeke dengeleme sistemleri, artan güneş ve rüzgar enerjisinin yönetiminde bu elementlere bağlıdır.

Enerji sektörünün ötesinde; lazerler, fotonik sistemler, fiber optik ağlar ve yarı iletken üretimi için de nadir toprak elemanlarının önemi büyüktür. Endüstriyel robotlar, CNC makineleri ve otomasyon sistemleri, yüksek performanslı mıknatıslar sayesinde çalışmaktadır.

Savunma alanında ise radar sistemlerinden hassas güdümlü mühimmata, jet motorlarından gece görüş cihazlarına ve uzay teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede kullanılmaktadır.

Nadir topraklar, Avrupa’daki tüketim ürünlerinin içinde de yer alır. Akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, kulaklıklar ve modern ekranlar, bu elementlerin sağladığı yüksek kaliteli ses ve görüntü için gereklidir.

Tıbbi alanda ise MRI cihazları ve ileri görüntüleme sistemleri, çevresel alanda ise katalitik konvertörler ve su arıtma sistemleri için nadir toprak elementleri kritik bir gerekliliktir.

Avrupa Neden Geri Kaldı?

Uzmanlara göre, Avrupa’nın başlıca sorunu entegre bir endüstriyel zincir kuramamış olmasıdır. Çin, on yıllar önce nadir toprakları stratejik bir sektör olarak belirleyip madencilikten başlayarak ayrıştırmaya, rafinasyondan mıknatıs üretimine ve nihai ürünlere kadar tüm değer zincirine yatırım yapmaya başladı.

Oysa Avrupa, bu alanda farklı bir yaklaşım benimsedi. İlerleyen zamanla, işleme ve mıknatıs üretimi kapasiteleri azaldı, yerli rafinasyon alt yapıları geliştirilemedi ve ucuz ithalata yönelerek dışa bağımlılık arttı. Sonuç olarak, AB üretimin neredeyse her aşamasında dış tedarikçilere bağımlı hale geldi.

Kıtada mevcut yapısal engeller bu durumu daha da derinleştirdi. Uzun izin süreçleri, dağınık düzenlemeler ve yerel muhalefet, madencilik ve rafinasyon projelerini geciktiriyor veya engelliyor. Sıkı çevre düzenlemeleri maliyetleri yükseltirken, kamu finansmanı çeşitli ulusal programlara dağıtılmış durumda. Özel sektör için teşvikler de rekabet eden bölgelere kıyasla zayıf kalıyor.

AB, nadir toprakları stratejik bir öncelik olarak yalnızca 2020 yılından itibaren ele almaya başladı. Oysa Çin, bu süreci 1980’lerde başlattı.

Günümüzde, Çin tedarik zincirinin hemen hemen her aşamasında hâkim durumda. Madenciler, rafineriler, alaşım üreticileri, mıknatıs fabrikaları ve nihai ürün üreticileri aynı bölgelerde faaliyet gösteriyor. Devlete ait şirketler, üretim, finansman ve Ar-Ge süreçlerini entegre bir biçimde yönetiyor.

Düşük maliyetler, uzun vadeli planlar ve ihracat kontrolü, bu üstünlüğü pekiştiriyor.

Bu yapı, Avrupa’nın rekabetini zorlaştırıyor. Bugün, AB’nin nadir toprak mıknatıslarının %98’i ve nadir toprak elementlerinin %85’i Çin’den gelmektedir. ABD, Avustralya, Japonya, Güney Kore ve Kanada gibi ülkeler ise daha hızlı ve kararlı adımlar atarak durumu değiştirmeye çalışıyor.

ABD, büyük sübvansiyonlar ve vergi teşvikleri ile ülke içindeki üretimi hızlandırmayı hedefliyor, Avustralya ise güçlü madencilik kapasitesi ile öne çıkıyor. Japonya, 2010 yıllarında Çin’in ihracat kısıtlamalarından sonra alternatif tedarik yolları geliştirerek mıknatıs teknolojilerinde lider konuma ulaştı. Güney Kore ve Kanada ise ABD ile entegre tedarik zincirleri kurma çabası içindeler.

AB Ne Yapıyor?

AB, 2030’a kadar nadir toprak arzını garantilemek ve Çin’e bağımlılığı azaltmak için yeni yasalar, finansman araçları ve uluslararası iş birlikleri geliştirmekte. Bu stratejinin merkezinde 2023 yılında duyurulan ve yürürlüğe giren Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) yer almakta.

Bunun yanında, 2025’te hayata geçirilecek RESourceEU paketi de bu sürece destek oluyor.

CRMA, 2030 yılı için net hedefler belirliyor: Stratejik hammaddelerin en az %10’unun AB içinde çıkarılması, %40’ının işlenmesi ve %25’inin geri dönüşümden sağlanması. Ayrıca, tek bir AB dışı ülkeden yapılan ithalatın payı %65 ile sınırlanıyor.

Komisyon, bu kapsamda “Stratejik Projeler” belirleyerek izin süreçlerini hızlandırmayı ve finansmana erişimi kolaylaştırmayı hedefliyor. RESourceEU girişimiyle, 2029’a kadar başlayacak olgun projeler için yaklaşık 3 milyar euro değerinde kaynak mobilize edilmesi planlanıyor.

AB, aynı zamanda Kanada, Şili, Kazakistan, Namibya ve Ukrayna gibi ülkelerle kritik hammaddeler konusunda iş birliklerini güçlendirmekte. Geri dönüşüm, stoklama ve ortak alım mekanizmaları da arz güvenliğini arttırmayı amaçlıyor.

Rüzgar türbinleri, elektrikli araç motorları ve elektronik atıklardan nadir toprak geri kazanımı teşvik edilirken, daha az veya hiç nadir toprak kullanılmayan alternatif teknolojilere yönelik araştırma ve geliştirme çalışmaları da artış gösteriyor.

Gelecek Ne Getiriyor?

Önümüzdeki on yıl boyunca, Avrupa’da nadir toprak talebinin hızlı bir artış göstermesi bekleniyor. İşleme ve geri dönüşüm kapasiteleri artsa dahi, AB’nin 2030 yılına kadar tam bağımsızlığa ulaşması güç görünmektedir.

Bazı projelerin, on yılın sonunda AB talebinin yaklaşık %20’sini karşılayabilmesi öngörülüyor. Ancak, izin süreçlerindeki gecikmeler ve yerel direniş nedeniyle, birçok projenin etkisinin 2030’lardan sonra hissedilmesi bekleniyor. Geri dönüşüm oranları zamanla artacak olsa bile, Avrupa’nın ithalata olan bağımlılığı sürecektir.

“`

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir